20 Nisan 2025 Pazar

Bir Başka Uyku

Göğsümde bir ağrı var. Sağ bacağımdan başlayan, sırtımda gezinen ve nihayet kaburgamdan yukarı çıkan. Evet, kalp krizi geçiyorum. Acilen şiddetli öksürmem ve damarlarımdaki basıncı dengelemem lazım. On saniyem ya var ya yok. Böyle bir kriz anı için on saniye cok kısa Allah'ım. Ve evet, acaba derken vakit doldu. Damarlarımın çatladığını ispat edemesem de hissediyorum ve sanırım gidiyorum. Elveda. 

Birkaç gündür bedenim yatağımda uzanıyor. Yatak aynı yatak lakin bu uyku başka. Vefatımın ilk günü hafta sonuna denk geldi. Haftasonu pek arayan soran olmaz. Pazartesi günü desen duruşmam yok. Annemle en son dün görüştük, iki gün üst üste birbirinizi aramayız. Bir ihtimal Salı günü yokluğum fark edilebilir. 

Duruşmaya neden katılmadığımın hesabını sormak isteyen müvekkilim arıyor fakat açamıyorum. Hem duruşmaya girmemişim hem de ulaşılamıyorum. Lanet olasıca avukatlar bunu hep yaparlar. Akşam vakti müvekkil tekrar arıyor lakin ben yine bakamıyorum. Ardı ardına atılan mesajlar da cevapsız kalıyor. Müvekkil bu kez insaniyetlik yapıp ortak arkadaşımızı aramayı düşünüyor. Kendi derdi ile benim muhtemel derdim arasında derecelendirme dilemmasıyla bir miktar ortalığı velveleye vermeyi deniyor. Bizi tanıştıran ortak arkadaşımız ulaşabileceğinden emin şansını deniyor. Üzgünüm dostum, aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor. Neyse diyorlar bugünü de bitirecek makul sebeplerle herkes evine çekiliyor. Müvekkilin öfkesi nispeten geçmiş, ortak arkadaşımızın endişesi giderek artmış bir şekilde Çarşamba günü evime gelmenin yolunu aramaya başlıyorlar.

Yataktayım, ne sağa dönebildim ne de sola. Oysa huysuz yatıyorsun derdi annem. Çok sevdiğim 'uslan be Halil İbrahim' türküsü çalıyor alt komşunun radyosunda. 

Çarşambayı yine bir şekilde atlatmış dostlar. Perşembe derseniz işte orada durun. Bıçak kemiğe, dostlar ve çilingir kapıya dayanmış. Bilmem kaç dolareslik son sıktığım parfümün kokusuna acı bir dokunuş eklenmesiyle sonunda fark edildim.

Tam 5 gün sonra.

Yarın Yedisi, Pişi Yaptıralım

 Kalp krizinden ölenlerin daha doğrusu öldüğü düşünülenlerin 24 saat içinde hayati fonksiyonları yeniden kazanabildiğine dair bilimsel görüşü işittiğinde inanamamıştı. Kahretsin, bilim zaten hep böyle geriden gelirdi. 

Mezarlıkta yer açma görevlisinin kazı çalışmasında bulduğu bazı kemik kalıntılarını definden başka pozisyonda bulduğunu naklettiğinde adamın saçmalamış olabileceğini düşündü.

Hafızasında yer kaplayan bu bilgilerin bir gün işine yarayacağını bilmiyordu. Bir telefon, ona en sevdiğinin kalp krizinden öldüğünü bildirecekti. Dünyası yıkılmış olsa da enkazdan hızlıca bir filiz baş vermişti. Ya, ölmediyse! Defin için acele edilmemesini, kim olduğunu hatırlayamadığı bilim insanının görüşünü, mezarlık görevlisinin tecrübesini ve en sevdiğini kaybetmiş olmanın acısıyla defin için acele edilmemesini istedi. Yaşadığı acının etkisiyle aklının başında olmadığını düşünüyorlardı. O ise içindeki umudu yaşatıyordu, çaresizce.

Kalabalığa söz geçiremedi elbette. Dualar ve gözyaşları eşliğinde defnedildi merhume. Başı sağ olmalıydı sağ olması gerekenlerin. Bir aralık fırsat bulup toprak atarken el çabukluğuyla dinleme cihazını  kimseye fark ettirmeden toprakla atmıştı. Hani olurda en ufak bir çıtırtı duyarsam diye kulağını kulaklıktan ayırmadı. 

Taziye evinde gözler onun üzerindeydi. Ölümü kabullenmenin ne kadar zor olduğunun canlı canlı izletiyordu belki de. Ufacık bir hışırtı, bir inleme belki daha azı yetecekti toprağı kazmak için. Tam o sırada bir ses duydu! Ses bu ya, umutlar yeşerdi. 

Yarın yedisi,  pişi yaptıralım!