Göğsümde bir ağrı var. Sağ bacağımdan başlayan, sırtımda gezinen ve nihayet kaburgamdan yukarı çıkan. Evet, kalp krizi geçiyorum. Acilen şiddetli öksürmem ve damarlarımdaki basıncı dengelemem lazım. On saniyem ya var ya yok. Böyle bir kriz anı için on saniye cok kısa Allah'ım. Ve evet, acaba derken vakit doldu. Damarlarımın çatladığını ispat edemesem de hissediyorum ve sanırım gidiyorum. Elveda.
Birkaç gündür bedenim yatağımda uzanıyor. Yatak aynı yatak lakin bu uyku başka. Vefatımın ilk günü hafta sonuna denk geldi. Haftasonu pek arayan soran olmaz. Pazartesi günü desen duruşmam yok. Annemle en son dün görüştük, iki gün üst üste birbirinizi aramayız. Bir ihtimal Salı günü yokluğum fark edilebilir.
Duruşmaya neden katılmadığımın hesabını sormak isteyen müvekkilim arıyor fakat açamıyorum. Hem duruşmaya girmemişim hem de ulaşılamıyorum. Lanet olasıca avukatlar bunu hep yaparlar. Akşam vakti müvekkil tekrar arıyor lakin ben yine bakamıyorum. Ardı ardına atılan mesajlar da cevapsız kalıyor. Müvekkil bu kez insaniyetlik yapıp ortak arkadaşımızı aramayı düşünüyor. Kendi derdi ile benim muhtemel derdim arasında derecelendirme dilemmasıyla bir miktar ortalığı velveleye vermeyi deniyor. Bizi tanıştıran ortak arkadaşımız ulaşabileceğinden emin şansını deniyor. Üzgünüm dostum, aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor. Neyse diyorlar bugünü de bitirecek makul sebeplerle herkes evine çekiliyor. Müvekkilin öfkesi nispeten geçmiş, ortak arkadaşımızın endişesi giderek artmış bir şekilde Çarşamba günü evime gelmenin yolunu aramaya başlıyorlar.
Yataktayım, ne sağa dönebildim ne de sola. Oysa huysuz yatıyorsun derdi annem. Çok sevdiğim 'uslan be Halil İbrahim' türküsü çalıyor alt komşunun radyosunda.
Çarşambayı yine bir şekilde atlatmış dostlar. Perşembe derseniz işte orada durun. Bıçak kemiğe, dostlar ve çilingir kapıya dayanmış. Bilmem kaç dolareslik son sıktığım parfümün kokusuna acı bir dokunuş eklenmesiyle sonunda fark edildim.
Tam 5 gün sonra.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder