Kalp krizinden ölenlerin daha doğrusu öldüğü düşünülenlerin 24 saat içinde hayati fonksiyonları yeniden kazanabildiğine dair bilimsel görüşü işittiğinde inanamamıştı. Kahretsin, bilim zaten hep böyle geriden gelirdi.
Mezarlıkta yer açma görevlisinin kazı çalışmasında bulduğu bazı kemik kalıntılarını definden başka pozisyonda bulduğunu naklettiğinde adamın saçmalamış olabileceğini düşündü.
Hafızasında yer kaplayan bu bilgilerin bir gün işine yarayacağını bilmiyordu. Bir telefon, ona en sevdiğinin kalp krizinden öldüğünü bildirecekti. Dünyası yıkılmış olsa da enkazdan hızlıca bir filiz baş vermişti. Ya, ölmediyse! Defin için acele edilmemesini, kim olduğunu hatırlayamadığı bilim insanının görüşünü, mezarlık görevlisinin tecrübesini ve en sevdiğini kaybetmiş olmanın acısıyla defin için acele edilmemesini istedi. Yaşadığı acının etkisiyle aklının başında olmadığını düşünüyorlardı. O ise içindeki umudu yaşatıyordu, çaresizce.
Kalabalığa söz geçiremedi elbette. Dualar ve gözyaşları eşliğinde defnedildi merhume. Başı sağ olmalıydı sağ olması gerekenlerin. Bir aralık fırsat bulup toprak atarken el çabukluğuyla dinleme cihazını kimseye fark ettirmeden toprakla atmıştı. Hani olurda en ufak bir çıtırtı duyarsam diye kulağını kulaklıktan ayırmadı.
Taziye evinde gözler onun üzerindeydi. Ölümü kabullenmenin ne kadar zor olduğunun canlı canlı izletiyordu belki de. Ufacık bir hışırtı, bir inleme belki daha azı yetecekti toprağı kazmak için. Tam o sırada bir ses duydu! Ses bu ya, umutlar yeşerdi.
Yarın yedisi, pişi yaptıralım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder